|
|
 |
2011/20. Aile ve çocuk eğitiminde öncelikli ilkeler. AİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİNDE ÖNCELİKLİ İLKELER
Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN
Çocuk Eğitiminde Ailenin Önemi
Aile eğitimi ailenin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik eğitim sürecidir. Aile eğitimi, aile kurumunun devamını, bireylerin sağlıklı gelişimini, toplumun uyumlu ve sorumlu üyesi olmalarını sağlamak amacıyla yapılan her tür ve seviyedeki eğitimi kapsar.
İnsan eğitiminde özellikle de çocuk ve gençlerin eğitiminde en önemli kurum ailedir. Ailenin; biyolojik, ekonomik, sevgi, koruyuculuk, toplumsallaştırma, eğitim ve boş zamanları değerlendirme gibi işlevleri vardır.
İnsanın ihtiyaçları şöyle sıralanmaktadır:
1.Fizyolojik ihtiyaçlar: Yeme, içme, uyuma gibi.
2.Güvenlik ihtiyacı: Kişinin kendini emniyette hissetmesi; can, mal ve namus korkusunun olmaması.
3.Yakınlık ihtiyacı: Kişinin kendisini (aile, akraba, hemşeri, millet, din vb.) bir gruba ait olduğunu hissetmesi; diğer insanlara yakın olma, sevme, sevilme ihtiyacı.
4.Saygınlık ihtiyacı: Kişinin içinde bulunduğu toplulukta varlığının onaylanması, ona saygı duyulması ihtiyacıdır.
5.Bilme, tanıma ihtiyacı: Kişinin öğrenmeye karşı duyduğu ihtiyaçtır.
6.Estetik ihtiyaç: İnsanın iyi ve güzel şeylere karşı duyduğu ilgi ihtiyacıdır.
7.Kendini gerçekleştirme: Kişinin doğuştan getirdiği potansiyelleri gerçekleştirmeye duyduğu ihtiyaçtır. Kişi bu potansiyellerini ortaya koyamazsa, kendini engellenmiş ve huzursuz hisseder.
Devamı
2011/13. "Bırakın çocuklar duygularını ifade etsin."
2011/5. "Allahın Hoşlanmadığı Helal ALLAH'IN HOŞLANMADIĞI HELÂL: BOŞANMA
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
"İslâm'a göre boşanma¸ Peygamber Efendimiz tarafından Allah'ın sevmediği helâl olarak belirtilmiştir. Çünkü evlilikte esas olan¸ ölünceye kadar devam etmesidir. Anadolu'da gelin olan kıza¸ 'Duvakla gir¸ kefenle çık.' denilmesinin altında bu ilke yatmaktadır."
Son yıllarda ülkemizde boşanmaların arttığından bahsedilmektedir. Evet¸ bu doğrudur¸ boşanma oranları artmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'nun verilerine göre¸ 2009 yılında 591 bin 742 çift yuva kurarken¸ 114 bin 162 çift boşanmayı tercih etti. 2008 yılında 641 bin 973 çift dünya evine girmiş¸ 99 bin 663 çift de boşanmıştı. Evlenme hızı 2009 yılında binde 8¸23; boşanma hızı 2009 yılında binde 1¸59 oldu. 2009 yılında boşanmaların en yüksek olduğu bölge binde 2¸27 ile Ege Bölgesi olurken¸ Ege Bölgesi'ni binde 2¸01 ile Batı Anadolu bölgesi izledi. Boşanma hızının en düşük olduğu bölgeler ise binde 0¸58 ile Kuzeydoğu Anadolu oldu. [1] Hemen belirtelim¸ son yıllarda artmış olmasına rağmen birçok ülkeye özellikle Batı ülkelerine göre¸ boşanma oranı ülkemizde oldukça düşüktür.
Evlilik mutlu olmak için yapılır ve mutlu olmak herkesin hakkıdır. Ancak aile hayatında her zaman mutluluğu yakalamak mümkün olmuyor. Evliliğin devam edemeyeceği anlaşılınca boşanma gündeme gelmektedir.
Devamı
2011/4."Ailede Merhamet", AİLEDE MERHAMET
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
"Merhamet¸ sevgi¸ saygı¸ sabır¸ doğruluk vb. gibi yaşanarak öğrenilen duygulardandır. Merhamet duygusu¸ ancak sevginin¸ saygının¸ şefkatin¸ hoşgörünün¸ yardımlaşmanın¸ yaşanıldığı eğitim ortamlarında gelişebilir. Yani baskı¸ korku¸ kin¸ tehdit¸ nefret¸ öç alma gibi duyguların hâkim olduğu ortamlardan merhametli insan yetişmesi zordur. Sevgi sevgiyi¸ korku korkuyu¸ merhamet merhameti doğurur."
20. yüzyıldaki gelişmeler¸ bilimsel gelişmeler¸ yeni buluşlar¸ yeni ideolojik ve felsefi anlayışlar¸ toplumları ve bireyleri etkilemiş¸ değişikliklere uğratmıştır. Değişmeler¸ hayatımızda maddî refahımızı yükselmekte¸ ancak insanı insan yapan ahlakî değerler ve davranışlar azalmakta¸ sevgisizlik ve merhametsizlik artmaktadır. Âdetâ bir yanı kurulurken¸ diğer yanı yıkılan bir dünyada yaşıyoruz.
Günümüz dünyasında¸ maddî imkânların çoğalmasına rağmen¸ insanî değerlerin azaldığı görülmektedir. Son yıllarda¸ cinâyet¸ şiddet¸ tecavüz¸ hırsızlık suçlarının arttığını görüyoruz. Bütün bunlar bize¸ "Acaba insanlarda merhamet duygusu mu azalıyor?" sorusunu sordurmaktadır.
Devamı
2010/80. "Çocukların Okul Başarısında Aile Faktörü", ÇOCUKLARIN OKUL BAŞARISINDA AİLE FAKTÖRÜ
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
CÜ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. AYDIN: ''ÇOCUKLARA BEĞENMEDİĞİMİZ, HOŞUMUZA GİTMEYEN YÖNLERİ KADAR, BEĞENDİĞİMİZ, TAKDİR ETTİĞİMİZ TARAFLARI DA SÖYLENMELİDİR'' ''ÇOCUKLAR İÇİN, CESARET VERİCİ BİR SÖZ YA DA SES TONU, OMUZA BİR EL DOKUNUŞU ÇOK ÖNEMLİDİR''
SİVAS (A.A) - 27.10.2010 - Doğan Sarıtaş - Ailelerin çocuklara beğenmedikleri yönleri kadar beğendikleri, takdir ettikleri tarafları da söylemesi gerektiği, çocuklar için cesaret verici bir söz ya da ses tonunun, omuza bir el dokunuşunun bile çok önemli olduğu bildirildi.
Aile ve çocuk eğitimiyle ilgili çeşitli araştırmaları bulunan Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, çocukların eğitimi konusunda bazı anne babaların yaptığı tek şeyin, karne zamanında görüşlerini söylemek olduğunu kaydetti.
Oysa ailelerin karne zamanı gelmeden de yapabilecekleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aydın, ''Çocuğun okula uyum ve başarısı, anne babanın onu yetiştirmedeki başarısının bir ölçüsüdür. Okullar eğitim kurumlarıdır, ancak okula başlamakla, anne babanın eğitici görevini tamamen öğretmene aktardığını düşünmesi de yanlış olur. Genel anlamda eğitim, evde ve okulda ortaklaşa yürütülür. Bu nedenle anne baba, imkanlar ölçüsünde çocuğu öğrenim hayatında da takip etmelidir.'' diye konuştu.
Günümüzde çocukların okul başarılarının tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazandığını anlatan Prof. Dr. Aydın, şunları kaydetti:
Devamı
2010/79. Ramazan ayını aile içi iletişim için fırsata çevirin. RAMAZAN AYINI AİLE İÇİ İLETİŞİM İÇİN FIRSATA ÇEVİRİN
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
Aile içi iletişimde, sevinç ve üzüntüleri birlikte yaşama, birlikte yeme içme, sohbet, gezi gibi hayatı paylaşmanın çok önemli olduğu, ramazan ayının aile içi iletişimi için iyi bir fırsat olabileceği bildirildi.
Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, yaptığı açıklamada, ramazanı birey, aile, toplum olarak yaşamak için yapabilecekleri çok şey olduğunu söyledi. ''Ramazanı öncelikle kendi özel çevremizde, ailemizde hissettirebiliriz, hatta daha ileriye götürüp coşkuyla yaşayabiliriz.'' diyen Aydın, ''Bu nedenle çevremizdekiler, iş arkadaşlarımız, ailemiz, çocuklarımız, ramazan ayının heyecanını görmelidir. Etrafımızdakiler, 'Nereden geldi bu ramazan', 'Bu sıcakta, üstelik bu uzun günlerde nasıl oruç tutacağız' yerine 'İyi ki geldin ramazan', 'Hoşgeldin 11 ayın sultanı' diyerek, bu kutlu ayı sevinçle karşıladığımızı yansıtmalıyız'' ifadelerini kullandı. Büyükler için olduğu kadar çocuklar açısından da ramazan ayının önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aydın, ''Ramazan ayı gelmeden önce evde bir tatlı telaş yaşanmalı ve bu telaş çocuğun dikkatini çekmelidir. Böylece çocuk, bu değişimi görmeli ve merak etmelidir. Merak öğrenme için önemlidir. Herhangi bir şeye ilgi ve merak duymadan onu öğrenmek mümkün değildir.'' dedi.
Devamı
2010/78. "Öğrenciler En Çok Yerli Dizi Seyrediyor ", "Öğrenciler En Çok Yerli Dizi Seyrediyor ",
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
SİVAS - Doğan Sarıtaş - Sivas'ta ilköğretim öğrencileri arasında yapılan araştırmada, öğrencilerin seyrettiği programlar arasında yerli dizilerin ilk sırada olduğu ortaya çıktı.
Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı Din Eğitimi Bilim Dalı'nda yüksek lisans çalışması olarak Hacı Mehmet Karataş tarafından ''Televizyon Dizi ve Filmlerinin Çocuklara Etkisinin Din Eğitimi Açısından Değerlendirilmesi'' konulu araştırma yapıldı.
CÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın'ın proje danışmanlığında, Sivas'ta geçen yıl bir devlet okulu ile özel bir eğitim kurumunda 8-12 yaşlarındaki 100 öğrenci arasında yapılan araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 70'nin evinde 1, yüzde 21'nin evinde 2, yüzde 6'sının evinde 3, yüzde 1'inin evinde 4 televizyon olduğu belirlendi.
Katılımcı öğrencilerin yüzde 34'ü günde ortalama 2 saat, yüzde 23'ü 1 saat, yüzde 18'i 3 saat, yüzde 11'i 1 saatten az, yüzde 8'i 5 saat, yüzde 4'ü 4 saat televizyon seyrettiğini söyledi.
Devamı
2010/76. "Çocukları Okuldan Gelir Gelmez Derse Zorlamayın", OKULDAN GELİR GELMEZ DERSE ZORLAMAYIN
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
http://www.aa.com.tr/tr/okuldan-gelir-gelmez-derse-zorlamayin-2.html
SİVAS - Doğan Sarıtaş - Çocuğun belirli bir çalışma yeri olduğu gibi belirli bir çalışma saati de olması gerektiği, ancak çocukların okuldan gelir gelmez derse oturtulmaya zorlanmasının yanlış olduğu bildirildi.
Aile ve çocuk eğitimiyle ilgili çeşitli araştırmaları bulunan Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, okullar açıldığı zaman velileri tatlı bir telaşenin sardığını belirtti.
Okul başarısı için ebeveynlere öncelikle çocukları için sağlıklı bir ortam ve çevre sağlamasını, en önemlisi de iyi örnek olmasını öneren Prof. Dr. Aydın, çocuğun evde ders çalışmasının kontrol edilmesi ve çocuklara nasıl ders çalışılacağının öğretilmesi gerektiğini söyledi.
Çocuğa sınıfta nasıl not alınacağının, bir kitabı okumakla çalışmak arasındaki farkın, çeşitli testlerin nasıl uygulanacağının öğretilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aydın, şöyle konuştu: "Ancak, 'hadi git, dersine çalış' demekle çocuklara ders çalıştıramazsınız. Kendimiz televizyon seyrederken, çocuğa 'git öbür odada ders çalış' dememizin hiçbir faydası yoktur. Gerekirse televizyonu kapatmalı veya ölçülü bir şekilde birlikte seyretmeliyiz. Ona güvendiğimizi belli ederek onu tatlı bir şekilde uyarabilir, bazen birlikte oturarak çalışmasını sağlayabiliriz.
ÇOCUĞUN DERS ÇALIŞMA YERİ VE ZAMANI
Çocuğun belirli bir çalışma yeri olduğu gibi belirli bir çalışma saati de olması gerektiğini aktaran Prof. Dr. Aydın, "Bu konuda her çocuğa uygun gelebilecek ideal bir zaman yoktur. Ama kesinlikle olmayacak bir zaman vardır,
Devamı
2010/75. "Anne Babalar, Çocuklarının Başarısı İçin Ne Yapmalı?", ANNE BABALAR, ÇOCUKLARININ BAŞARISI İÇİN NE YAPMALI?
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1030059
Günümüzde, çocukların okul başarıları, tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazanmıştır. Eskiye nazaran iş ve kariyer sahibi olmak zorlaşmış, çocukların da derslere olan ilgisi azalmıştır. Bu nedenle yeni nesil anne-babalara daha fazla görev düşüyor. Eğitimin sadece okulda olmadığını, evin de eğitimde önemli bir rolü olduğunu unutmamalıyız.
Okullar açıldığı zaman velileri tatlı bir telaşe sarar. Bu telaşenin altında hem çocuğun geleceğiyle ilgili planlar, ümitler hem sorumluluktan doğan korkular vardır. Günümüzde, ebeveynler ve öğretmenler, öğrencilerin niçin her geçen gün okula ve derslerine daha az ilgili göründüklerini anlamak için çaba sarf ediyor. Ancak, çocukların eğitimi konusunda bazı anne-babaların yaptığı tek şey ise karne zamanında görüşlerini ileri sürmektir. Oysa karne zamanı gelmeden de yapabileceklerimiz vardır. Çocuğun okula uyum ve başarısı, anne-babanın, onu yetiştirmedeki başarısının bir ölçüsüdür. Okullar eğitim kurumlarıdır, ancak okula başlamakla, anne-babanın eğitici görevini tamamen öğretmene aktardığını düşünmesi de yanlış olur. Genel anlamda eğitim, evde ve okulda ortaklaşa yürütülür. Bu nedenle anne-baba, imkânlar ölçüsünde çocuğu öğretim hayatında da takip etmelidir.
Günümüzde, çocukların okul başarıları, tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazanmıştır. Çok değil, yaklaşık elli yıl öncesi, anne-babaların görevi, basitçe, çocuğu okul için hazırlamak, onu okula götürmek, devamlarını kontrol etmek ve ödevlerin düzenli olarak yapılmasını sağlamaktı.
Devamı
2010/70. "Ailede Sevgiye Dayalı İletişim", AİLEDE SEVGİYE DAYALI İLETİŞİM
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
"İlgi ve bağlılığın olmadığı yerde sevgiden bahsetmek mümkün değildir. İlgi ve bağlılık fedakârlığı göstermektedir bu nedenle¸ seven insan sevdiği insan için fedakârlık eder¸ ilgili olur¸ bağlı olur. Sevgi gönüllerdedir ama orada kalmaz davranışlarımızla yaşanır. Gönlümüzdeki sevginin somut sonuçları davranışlarımızda görünür¸ buna sevginin gösterilmesi veya ifade edilmesi diyebiliriz."
Son yıllarda toplumumuzda sevginin azaldığı ve şiddetin arttığı çokça dillendirilmektedir. Gerçekten de medyada annesini öldüren çocuklar¸ çocuğuna eziyet eden babalarla ilgili birçok haber yer almaktadır. Buna karşı başta okullarımız olmak üzere şiddetle mücadele programları yürütülmektedir. Yanlışı yani şiddeti gündemde tutmak yerine sevgi üzerinde durmak ve sevgiyi anlatmak daha iyi olacaktır.
Sevgi¸ Allah'ın insanlara verdiği en büyük nimetlerden biridir. Her insan hayatı boyunca çok sevdiği¸ güvendiği¸ yakın hissettiği kişilerle birlikte olmak ister. Allah'ın verdiği nimetlerin birçoğu¸ asıl değerini¸ gerçek sevgilerin ve dostlukların yaşandığı ortamlarda bulur. Dinimize göre¸ evrenin yaratılışı bile sevgi üzerine kurulmuştur. "Allah dilemeseydi yaratmazdı¸ sevmeseydi de dilemezdi."
Devamı
2010/69. "Çocuklara Güzel Ad Koymak", ÇOCUKLARA GÜZEL AD KOYMAK
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
"Bazen çok saf duygularla ve iyi niyetle¸ anlamlarına bakılmaksızın isimler verildiği görülmektedir. Örneğin sadece Kur'an'da geçen bir kelime diye bir kız çocuğuna 'Tükezziban' adının konulduğunu biliyorum."
Anne babanın çocuklarına güzel bir ad koyması görevleri arasındadır. Çünkü hadisi şerifte¸ "Çocuğa güzel bir ad koymak¸ dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmek evladın baba üzerindeki haklarından" [1] sayılmıştır.
Ad¸ sahibinin tanınmasını sağlayan ve kendisini diğer bireylerden ayıran en belirgin semboldür. Bu nedenle çocuğa ad vermek önemlidir. Anneler babalar¸ çocuklarına verecekleri adı uzun istişareler¸ bazen tartışmalar sonunda belirlerler. Çünkü adlar¸ söylenişindeki kolaylıkla¸ aile ve çevre tarafından kabul edilebilirliğiyle¸ telkin ettiği veya çağrıştırdığı anlamlar ile hem ad sahibini hem de diğerlerini etkilemektedir.
Eski çağlardan beri insanın adı¸ kendisiyle özdeş kabul edilmiş ve kendisini etkileyeceği düşünülmüştür. Kişinin ömründe en çok duyacağı kelime kendi adıdır ve adının anılması kişiyi heyecanlandırır. Kişinin iyilikle anılması sevinç¸ kötü olarak anılması üzüntü verir. Bazen insanların sevilmesi veya sevilmemesinde adının etkili olduğunu görüyoruz. Bu nedenle birçok insan ebeveynlerinin koyduğu adı beğenmeyerek ya mahkeme kararıyla değiştirmekte veya takma ad kullanmak zorunda kalmaktadır.
Devamı
2010/67. "Kendisini Başkasının Yerine Koymak: Empati", KENDİSİNİ BAŞKASININ YERİNE KOYMAK: EMPATİ
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
Empati kişiler arası iletişimin en vazgeçilmez unsurlarından biridir. Empati¸ kişinin¸ kendini karşısındaki kişinin yerine koyarak¸ onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışması ve anladığını karşı tarafa "Seni anlıyorum." mesajı hâlinde iletmesidir.
Kendisi için istediğini başkası için de istemek ya da kendi için yapılmasını istemediğini başkasına da yapmamak İslam'ın en güzel ahlak ilkelerinden biridir. Bu davranışa günümüzde "empati" deniliyor.
Empati kişiler arası iletişimin en vazgeçilmez unsurlarından biridir. Empati¸ kişinin¸ kendini karşısındaki kişinin yerine koyarak¸ onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışması ve anladığını karşı tarafa "Seni anlıyorum." mesajı hâlinde iletmesidir.
Empatinin üç unsuru vardır:
1.Kendimizi karışımızdaki kişinin yerine koymak.
2.Karşımızdakini anlamaya çalışmak.
3.Karşımızdakini anladığımızı karşı tarafa bildirmek veya hissettirmek.
Peygamber Efendimiz¸ bir hadis-i şerifte¸ "Sizden biri¸ kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek imana eremez."[1] buyurarak yıllar öncesinden empati çizgisini hayat hâline getirmiştir. Karşımızdaki kişiyi en iyi şekilde anlamanın yolu¸ onun yerine kendimizi koymaktır.
İnsanlar arası iletişimde önemli ölçülerden sayılan empatik olma ilkesini de Hz. Peygamber'in daha o devirdeyken kullandığını ve bizlerin de bu ilkeyi kullanmamızı istediğini onun söz ve davranışlarından anlıyoruz. Hz. Peygamber bu konuda: "Mü'min mü'minin aynasıdır."[2] buyurarak¸ inanan insanın¸ karşıdakinin gözüyle bakabilmesinin gereğine vurgu yapmıştır.
Devamı
2010/66. "Bir Ağacın Dalları Akrabalar", BİR AĞACIN DALLARI AKRABALAR
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
"İslâm¸ akrabaları bir ağaca¸ akrabalık bağlarını da o ağacın köklerine benzetmiştir. Ağaç dalıyla¸ budağıyla¸ yaprağıyla gür ve güzel görünür; faydalı olur. Dalı yaprağı olmayan bir ağaç¸ ağaçlıktan çıkar. Kupkuru bir odun olarak kalır."
İslâm'a göre¸ insanın dünyada iki temel sorumluluğu vardır. Birincisi¸ onu yaratan¸ rızıklandıran ve çeşitli nimetlerle donatan Allah'ı bilmek¸ tanımak¸ O'na inanmak ve bildirdiği şekilde kulluk etmektir. İkincisi de beraber olduğu¸ hayatın çeşitli alanlarını birlikte paylaştığı insanlara karşı olan görev ve sorumluluğunu yerine getirmekdir. Kur'an¸ hepimizin hak ve sorumluluklarını belirtmiştir. Bunlardan biri de insanın ailesine¸ akrabalarına ve ilişkide olduğu çevresine karşı olan görev ve yükümlülükleridir. Çünkü insan dünyada tek başına olmadığı gibi¸ başıboş da bırakılmamıştır; her zaman ilişki içinde olduğu anne¸ baba¸ eş¸ evlat¸ akraba gibi yakınlarıyla karşılıklı ilişki içinde olması istenmiştir.
Allah¸ insanları yaratmış¸ ardından da nesep ve evlilik yoluyla aralarında akrabalıklar oluşturmuştur. İnsana kendi cinsinden eşler yaratmış¸ onlardan evlat ve torunlar var ederek birer aile hâline getirmiştir. Birbirleriyle kaynaşıp huzur ve sükûn bulmaları için de onlara sevgi¸ şefkat ve merhamet duyguları bahşetmiştir. Sevgi¸ merhamet ve yardımlaşma¸ aile bireylerini ve ailenin çevresini meydana getiren akrabaları birbirine bağlayan en önemli bağ olduğu gibi¸ aynı zamanda milletleri var eden ve ayakta tutan en temel değerdir. Toplumların huzurlu ve mutlu olmalarının temeli tek tek bireylerin ve ailelerin mutluluğuna bağlıdır. Onun için de İslâm¸ akrabalar arasındaki bağın korunmasına çok önem vermiştir.
Devamı
2010/65. "Ahlaki Yozlaşmanın Arka Planı" AHLAKÎ YOZLAŞMANIN ARKA PLANI
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
"Ahlâkın değişmeyen değerleri vardır¸ bunlar bütün zaman ve mekânlarda geçerlidir: Doğruluk¸ saygı¸ iyilik vb. O hâlde¸ ahlâk eğitimi bir anlamda değerler eğitimidir."
Ahlâk¸ farklı düşüncelere göre farklı değerlendirilmekte ve bu nedenle de farklı tanımlanmaktadır. Kısaca belirtmek gerekirse ahlâk¸ insanın kendisi de dâhil tüm varlıklara karşı görevlerini yerine getirmesi için sahip olması gereken olumlu özelliklerin tümüdür denilebilir.
Ahlâkın konusu insan davranışlarıdır. Ancak insanın her davranışı değil¸ iradeli¸ bilinçli¸ iyi veya kötü olarak nitelendirilebilecek¸ toplum içinde uyması gereken kurallara uygun davranışlarıdır.
Ahlâkın gerekliliği ve önemi konusunda çok şey söylenebilir. Bu konuda söylenebilecek en önemli ve basit söz¸ "Ahlâk olmazsa toplum da olmaz¸ yani insanlar ahlâksız bir arada yaşayamaz." şeklindedir. İnsanlar hangi durumlarda nasıl davranmaları gerektiğini bildikleri takdirde¸ başkalarının nasıl davranacağı hakkında da güçlü tahminlerde bulunabilir ve böylece güvenlik duygusu içinde yaşarlar. Neyin iyi¸ neyin kötü olduğu hakkında ortak bir anlayış bulunmasaydı¸ insanlar arasında düzen ve huzur yerine tam bir kargaşalık hüküm sürerdi. Yeni yetişenlere ahlâkî değerlerin öğretilmesi bu bakımdan önem taşır.
Ahlâkın değişmeyen değerleri vardır¸ bunlar bütün zaman ve mekânlarda geçerlidir: Doğruluk¸ saygı¸ iyilik vb. O hâlde¸ ahlâk eğitimi bir anlamda değerler eğitimidir.
Devamı
2010/50. "Müslüman Ailede Ahlak", MÜSLÜMAN AİLEDE AHLÂK
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
"Ahlâk eğitimi sağlıklı düşünen¸ hisseden ve davranan bireylerin yetiştirilmesi için gerekli ve vazgeçilmez bir eğitimdir. Sağlıklı bir toplumun oluşumu¸ bireylerin ahlâken sağlıklı olmasına bağlıdır."
Ahlâk¸ "insanın bir amaca yönelik olarak kendi arzusu ile iyi davranışlarda bulunup kötülükten uzak olması ya da bir toplumda insanların uymak zorunda oldukları davranış kuralları" şeklinde tanımlanmaktadır.
Ahlâkın gerekliliği ve önemi konusunda çok şey söylenebilir. Bu konudaki bir soruya verilecek en basit cevap¸ "Ahlak olmazsa toplum da olmaz¸ yani insanlar ahlâksız olarak bir arada yaşayamazlar." şeklindedir.
Kaynağı¸ ister dine¸ ister başka bir otoriteye dayansın¸ insanlar arası davranışların bir kısmı¸ her zaman "iyi" ve "kötü" gibi değer yargılarına göre değerlendirilecektir. Bu yargıların bulunduğu her yerde ahlâkî davranış söz konusudur. Yeni yetişen nesillere ahlâkî değerlerin öğretilmesi bu bakımdan önem taşır.
İnsan ahlâkî davranışları bilmiş olarak doğmamaktadır. Bu davranışların değişik toplumlarda değişik şekiller alması ve farklı olarak değerlendirilmesi de onların sonradan öğrenilmiş değerler olduğunu gösteriyor. Biz hangi durumda nasıl davranmamız gerektiğini¸ içinde yaşadığımız toplumun yetişkin bireylerinden veya yaşıtlarımızdan öğreniyoruz. Şu hâlde ahlâk her şeyden önce bir eğitim konusudur. Bu eğitim¸ sadece okullarda verilen derslerden ibaret değildir. Bir bakıma¸ bütün toplumu bir okul ve her insanı da bu okulun hem öğretmeni hem de öğrencisi sayabiliriz.
Devamı
2010/46. "Helal Çizgisinde Hayat", HELAL ÇİZGİSİNDE HAYAT
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
Son yıllarda şöyle sözleri çok duymaya başladık: "Bize ne oldu?", "Ülkemizde ahlaki ve milli değerler alanında yozlaşma arttı." Artık toplumda, helal haram duygusunun kalmadığını, Allah korkusunun azaldığını düşünenlerimiz çoğaldı. Elbette toplumsal olayları tek sebeple açıklamak mümkün değildir ve toplumsal değişmelerin birçok sebebi vardır. Bu olumsuzlukların sebep veya sonuçlarından biri de insanlarda azalan helal haram duyarlılığıdır.
İslam dininin temel amacı insanlara hayatı boyunca kılavuzluk etmektir. Dünya ve ahiret mutluluğunu amaçlayan dinimiz, insanları her türlü kötülük ve yanlışlıktan korumak, huzur içinde yaşamalarını temin etmek için bazı davranışları yasaklamış, bazılarını ise helal kılmıştır. Allah'ın açıkça yasakladığı şeylere haram, yapılmasına izin verdiklerine de helal diyoruz. Örneğin, başkalarının malına, canına zarar vermek, hırsızlık yapmak, faiz alıp vermek, zina etmek haram; ticaret ve alış veriş yapmak, evlenip yuva kurmak helaldir. Bir başka ifade ile Allah'ın emir ve yasaklarına uymamak haram, yasaklamadığı konular ise helaldir.
Devamı
2010/43. "En zalim anne, sabah kahvaltı hazırlamayıp çocuğunu aç aç okula gönderen annedir." "En zalim anne, sabah kahvaltı hazırlamayıp çocuğunu aç aç okula gönderen annedir."
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın Bey, Din Eğitimi alanında Batı'dan tercüme eserlerin etkisinde kalmayan, yerli fikirler üretebilen bir ilim adamı olarak her zaman sözünü dinleyebileceğimiz bir isim. Kendisiyle çocuklara namaz alışkanlığı kazandırma konusundan, eğitimde dayak ve azarlamaya kadar birçok hassas konuda konuştuk. İstifadenize sunuyoruz.
Muhterem Hocam, sizinle en son Bağcılar'daki "Din eğitiminde yeni yöntemler" konulu seminerinizden sonra görüşmüştük. Seminerlerinizle ilgili birtakım sorular soracağım, fakat ondan önce uzmanlık alanınızla ilgili birkaç soru ile başlamak istiyorum.
Öncelikle bana gösterdiğiniz ilgiye teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim. Ve bu sohbetin hayırlara vesile olmasını niyaz ederim. Elimden geldiği kadarıyla cevap vermeye çalışayım.
Biz teşekkür ederiz; bizi kırmadığınız için. İlk sorum şöyle olacak: Eğitimde dayak ve azarlama konusu güncel bir mesele olarak karşımızda durmakta. Modern eğitimde azarlama ve dayak söz konusu değil. Diğer taraftan azarlamanın eğitimde faydalı olabileceğini söyleyenler de var. Bu konuda bir uzman olarak siz ne söylemek istersiniz?
Bazı Batı'dan tercüme kitaplarda azarlama yok, öğüt verme yok. Peki, insanı nasıl eğiteceğiz? Onlara göre, çocuğu doğal hâlinde bırakacağız, onun kendisini gerçekleştirmesine yardımcı olacağız. Örneğin bazı kitaplarda öğüt vermek iletişim hataları içinde verilmektedir. Elbette hepimizin özellikle de çocukların öğüde ihtiyacı vardır. Belki üslup ve yöntemini konuşmak gerekir. Yine bazı psikolog ve eğitimciler, çocuğa müdahale edilmemesini, kendi isteğimiz doğrultusunda yönlendirilmemesini, çocuğun içinden, gönlünden geçtiği gibi yaşaması gerektiğini söylüyorlar. Bunu şöyle ifade ediyorlar: "Ben hiç kendi istediğim gibi yaşamadım, hep annemin babamın dediği gibi, öğretmenimin dediği gibi yaşadım." Elbette çocuğun, her şeyiyle annenin babanın elinde oyuncak gibi oynamasını istemiyoruz ama ona doğrunun yanlışın öğretilmesini istemeliyiz. Bireyin kişiliğini hedef almadan, azarlamayı bir eğitim yöntemi olarak kullanabiliriz. Örneğin, "Sen yalancının tekisin, tembelsin." diye azarlamak özellikle çocuklar için yanlıştır. Çünkü bir kişiye nasıl hitap edersek, yaftalarsak öyle olur. Ama; "Bu yaptığın sana yakıştı mı?", "Bu yaptığın hem sana hem de başkalarına zarar verir. Ayıp değil mi?" diyebiliriz. Bunun bir mahsurunun olduğunu sanmıyorum.
Devamı
2010/41. Aile reisi olarak peygamberimiz (s.a.s) AİLE REİSİ OLARAK PEYGAMBERİMİZ (S.A.V)
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
"Peygamberimizin (s.a.v) çocukları birbirlerini çok severlerdi. Vakitlerini birlikte geçirirler¸ kendi aralarında oyunlar oynarlardı. Peygamberimiz (s.a.v)¸ ailesinde sevinç ve neşenin hâkim olmasını isterdi."
Hz. Peygamber¸ peygamber olmasına rağmen bizim gibi bir insandı. Bir insan olarak o da diğer insanlar gibi hayatı boyunca birçok sıkıntı ve güçlükle karşılaşmıştır. Kimi zaman üzülmüş¸ kimi zaman sevinmiştir. İşte bütün bu durumlarda duygularını eşi ve çocuklarıyla paylaşmıştır. Mesel⸠çocukları dünyaya gelince sevinmiştir. Yedi çocuğundan altısının kendisinden önce ölmesine çok üzülmüştür. Her bir ölüm olayına aile bireyleri hep birlikte üzülmüşlerdir. Aile bireylerinden hastalanan olduğunda el birliği ile yardımcı olmuşlardır. Tedavisi için bütün aile çaba sarf etmiştir.
O dönemlerde bazı yıllarda kuraklık nedeniyle kıtlıklar olmuştu. Gıda maddeleri ve hayvan yiyecekleri bulunamayan bu yıllarda sıkıntılar peygamber ailesince paylaşılmıştı. Bu kuraklık anlarında¸ şikâyet edilmemiş¸ sıkıntılara el birliği ile karşı konulmuştur.
Peygamberimizin (s.a.v) çocukları birbirlerini çok severlerdi. Vakitlerini birlikte geçirirler¸ kendi aralarında oyunlar oynarlardı. Peygamberimiz (s.a.v)¸ ailesinde sevinç ve neşenin hâkim olmasını isterdi. Bunun için aileyi neşelendirecek¸ onların hoşuna gidecek işler yapardı. Kızlarının evliliklerinde hep birlikte sevinmişler¸ mutlu olmuşlardır.
Devamı
2010/24. “Peygamberimiz ve Aile” PEYGAMBERİMİZ VE AİLE
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
İslâm peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)¸ Müslümanlar için bir örnektir. Bununla ilgili Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Andolsun¸ sizin için¸ Allah'ı ve âhiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Rasûlü'nde güzel bir örnek vardır." [1]
Hz. Muhammed (s.a.v)¸ ailesi içerisindeki davranışlarıyla¸ bütün aile bireylerine örnek olmuştur. Onun aile mensuplarına karşı davranışları¸ bize de aile hayatımızda nasıl davranacağımız konusunda örnek oluşturmaktadır.
Peygamberimiz (s.a.v)¸ aile bireylerini çok severdi. Mesela¸ o kendisi küçükken ölmüş olan annesini hiçbir zaman unutmamış ve sürekli mezarını ziyaret etmiştir. Efendimiz (s.a.v)¸ amcalarını¸ özellikle de Ebu Talib'i çok severdi. Onu kıracak bir davranış yapmaz¸ ona devamlı yardımcı olmaya çalışırdı.
Peygamberimiz (s.a.v)¸ ilk eşi Hz. Hatice'yi çok severdi. Kendisine ilk vahiy geldiğinde heyecan içinde eşi Hz. Hatice'nin yanına koşmuştu. Hz. Hatice¸ ona moral ve destek vermiş; hemen inanarak Müslümanların ilki olmuştu. Onlar¸ 25 yıl evli kalmışlar ve mutlu bir aile hayatı sürmüşlerdi. Hz. Hatice'nin ölümünden sonra da Peygamberimiz (s.a.v)¸ çocuklarının annesini daima iyilikle anmıştır.
Devamı
2010/13. “Çocuğun Eğitiminde Anne ve Babanın Rolü” ÇOCUĞUN EĞİTİMİNDE ANNE VE BABANIN ROLÜ
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN
Çocuk eğitiminde annenin rolü inkâr edilemez. Çocuğun eğitiminde annenin çok etkili olması, babanın çocuk eğitiminde sorumluluğunun az olduğunu göstermez. Sanıldığı gibi, babanın çocuğu ile ilgilenmesi için onun büyümesini beklemek gerekmez. Geleneksel olarak annelerin çocuk bakımında önemli rolü vardır. Buna rağmen çocuk eğitimi ve bakımı anne babaların her ikisinin de karşılıklı sorumluluk paylaşımı ile yürütmesi gereken bir durumdur. Özellikle annenin bebeklik dönemindeki yeri tartışılamaz olmakla birlikte uygun baba modelinin varlığı
Çocuğun her dönem için sağlıklı, gelişmesine yardımcı olacaktır. Çalışma ve şehir hayatında babaların çocuklarını az görmesi, çocukların eğitim ve bakımını tamamen annenin üzerine bırakması hem anneler hem çocuklar açısından büyük sorunlara yol açmaktadır. Anneler bu durumda çocuğa uygun eğitim ve disiplini vermekte zorluk çekerken (babanın desteği olmadığı için), çocuklar da babalarını seyrek gördükleri ve babanın etkinliğini hissetmedikleri için bazı psikolojik sorunlara girmektedirler.
Devamı
2009/71. Çocuk eğitiminde vicdan gelişimi niçin önemlidir? SÖYLEŞİ
Ahlak eğitimi kalbe, zekâya ve iradeye hitap etmeli ve amacı iyiliği sevdirmek, tanıtmak,istetmek olmalıdır
Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın
Söyleşi: Ayfer Balaban
Çocuk eğitiminde vicdan gelişimi niçin önemlidir?
Toplumsal gelişmeler çocuğu birçok etkiyle karşı karşıya getirmiştir. Bu çerçevede anne babalar, çocuklarını kötülüklerden korumak ve iyi ahlaklı bir evlat olarak yetiştirmek istemektedir. Ahlak eğitimi kalbe, zekaya ve iradeye hitap etmeli ve amacı iyiliği sevdirmek, tanıtmak, istetmek olmalıdır. Ahlak eğitimi önce çocuğun duyarlılığına hitap etmelidir. Çünkü çocukta kalp, akıldan önce gelir. Çocuk heyecanlı olduğu zaman aklını aydınlatmak da kolaylaşır. Ahlak eğitimi, irade üzerinde de etki yapmalıdır. Çocuklarımızın bilgi ve becerilerine tertemiz bir vicdan eşlik etmeli; onun gelişmiş bir beyni olduğu gibi büyük bir kalbi de olmalıdır.
Vicdan, insanı, herkesten uzak, hiçbir cezaya veya azara uğramayacağından emin olduğu durumlarda bile, kötülük yapmaktan alıkoyabilir. Bunun için, kişileri, aydınlık ve dürüst vicdanlı hâle getirmek, ahlak eğitiminin hem aracı hem amacı sayılmalıdır.
Devamı
2008/51. “Kuşaklar Arası Çatışma mı? Uyum mu?” KUŞAKLAR ARASI ÇATIŞMA MI? UYUM MU?[1]
Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN[2]
Kuşak çatışmasından kasıt, yetişmekte olan nesil (yani çocuk ve gençler) ile belli bir anlayış ve sosyal bakışı temsil eden yetişkin neslin arasındaki anlaşmazlıklardır.
Anne, baba, öğretmen ve yönetici olarak tüm yetişkin nesil, tarih boyunca gençlik çağını yüceltip, gençleri küçümsemek, onlara hep tepeden bakmak, eleştirmek; bilgisiz, beceriksiz, sorumsuz, haylaz, asi ve eğlence düşkünü olarak görme eğiliminde olmuşlardır. Bu bakış açısıyla, “Nerede bizim geçliğimiz.” diyerek acınmışlar, yitip giden gençliklerine ağlamışlardır. Bu, pek çok bilim insanı ve filozofun yazılarında da görülebilir. Örneğin, milattan önce VIII. yüzyılda yaşamış olan Hesiod şöyle demektedir: “Günümüzün gençleri öyle sorumsuz ve uçarılar ki, yarın ülke yönetimini üstleneceklerini düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bize ağırbaşlı olmayı, büyüklerimize saygılı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler ise, ne, kural tanıyor, ne beklemesini biliyorlar. Üstelik duygusuz ve düşüncesiz davranıyorlar.” Sokrates de şöyle diyor: “Bugünün gençleri lüks ve gösteriş düşkünü, saygısız, başkaldıran, geveze ve obur yaratıklardır.”Gençler de tarih boyunca yetişkin nesli hep tutucu, geri kafalı, uyuşuk, bencil, korkak buyurganlar olarak görmüşlerdir. Düşüncelerini eski, zevklerini bayat, kurallarını sıkı, yasaklarını da akıldışı bulmuşlar; her şeye hayır demeyi alışkanlık hâline getirdiklerinden yakınmışlardır. Bu gibi gençlerle, yaşlı kuşakların yargıları değişik, ama önyargılı tutumları ortaktır. Genel olarak gençler de yaşlılar da birbirlerinin hep olumsuz niteliklerini ön plana çıkarıyorlar. Bu vb. yakınmalardan anlıyoruz ki, yetişmekte olan çocuk ve gençlerle yetişkinler arasındaki kuşak çatışması üç bin yıl önce de vardı, şimdi de var, gelecekte de var olacak bir olgudur.
Devamı
|
|
|
 |
|
|
|